Yönetmen: Seren Yüce
Oyuncular: Bartu Küçükçağlayan, Settar Tanrıöğen, Esme Madra, Nihal Koldaş
Senaryo: Seren Yüce
Yapım: 2010, Renkli, Türkiye
"Beni duyma olanağı olanlara diyorum ki; umutsuzluğa düşmeyiniz. Üzerinize çöken bela, vahşi bir iştahın ve insanın gelişmesi yönünde kaygılananların duydukları acıların sonucundan başka bir şey değildir. İnsanların kini geçecek, diktatörler yok olup gidecektir ve halktan zorla aldıkları güç yine halkın eline geçecektir. İnsanlar ölmeyi bildikleri sürece özgürlük yok olmaz, olmayacaktır..." (The Great Dictator, Charlie Chaplin, 1940)


![]() |
| 2009 KIŞ... BİR KARTEPE GÜNÜ... YARINLAR UMUT DOLU OLMALI... |
Filmi 3 tema üzerinden incelemek mümkün. Bu temaların dinsel ya da mitolojik temellerinden bağımsız bir şekilde ele alınması ise daha tercih edilebilir bir eleştiriye zemin hazırlıyor. Keder, acı ve umutsuzluk.... Süreç, aynen bu şekilde ilerliyor ama biz bu şekilde ilerlediğine episodik anlatımlar sayesinde daha da emin olabiliyoruz. Keder başlıklı bir bölüm açıldığında kedere dair ne olabilecekse zihnimizde hazırlığımızı yapıyoruz ve aynı durum diğer bölümler için de geçerli oluyor. Film üç dilencinin bizden varoluşumuza sahip çıkmasıyla, bize tuttuğu aynayla ilerliyor ve tüm korkularımızla, korkularımızı nasıl alt edeceğimizi sorgulatmakla bizi cezalandırıyor. Filmde kadın karakter ve erkek karakterin isimleri bize hiç söylenmiyor. Duyduğumuz tek isim filmin başında ölen çocuklarının ismi. Yani bizim yarattığımız şeye atfettiğimiz değerin sembolize edilmiş hali. Kendimize ise bir değer biçemediğimiz bu dünyada bencilliklerimiz ve yenik düşmelerimizle anlamsızlaştırdığımız çocuklarımız. Diğer bir okumayla da başkaları tarafından yaratılan bizler ve gittikçe isimsizleşmeye mahkum edilmiş beyinlerimiz. Tek umursadığımız kendi vicdanımızı rahatlatmak ya da usulsüz olarak bi şeylere sahip çıkmak. Film, insanoğlunun hiçleşmeye mahkum edildiğinden tutun, aslında hayvani dürtü diye bir şeyin tüm canlıların varoluşunun temelinde yatan bir gerçek olduğuna kadar birçok yoruma açık. Lars Von Trier'in filmografisinde bambaşka bir yerde diyemeyeceğim çünkü zaten Trier'in filmografisi özellikle teknik anlamda kendini geliştirmeye dönük bir yapıda seyrediyor. Dogville, 5 Engel gibi filmler yapmış, ardından da pek de bir anlam verilemeyen belki de fazla stilize edilmiş Emret Patronum'la bizi selamlayan bir adamın Antichrist'e kadar ulaşan süreçte ne gibi çılgınlıklar yapabileceğini tahmin eder hale geldik. Siyad'ın bu yıl İstanbul Film Festivali için seçmiş olduğu En İyi İlk filmler kuşağında Trier'in "Suç Unsuru" filmi gösterildi ki 35 mm formatında beyaz perdede bu akılalmaz deliliğe şahit olmak kendimi oldukça şanslı hissetmeme yetti de arttı bile. Avrupa'nın hala ortaçağdan kalma skolastik yapısına dem vuruşuyla, hikaye içinde yarattığı hikayelerle, kurgunun izleyeni ters köşeye yatıran sürprizleriyle sıradışı bir yönetmenin ilk göz kırpışına da tanık olmuştuk. Antichrisit'in görsel anlamda çok daha cesur olan anlatımına şaşıramayacağımız kadar orjinal ve kusursuzdu "Suç Unsuru ".

28 yaşına hızla yaklaşmak olduğum şu günlerde Antichrist bana ne kattı peki? Ya da katması gerekiyor muydu? Sanırım ikinci soruya verilecek yanıt sinemasal anlamda herkesin ne tarz bir duruşu olabileceğine de açıklık getirir. Ama ben bu sorulara net bir cevap veremeyeceğim. İzlenilen şey bir şeyleri ifade etme derdini bariz bir şekilde ortaya koyuyorsa bana da bir şey katmasını daha bir fazlaca bekleyebilirim. Ama bunların bir sınırı da yok tabiiki. Antichrist çoğu insanın beynindeki tabulara sert bir eleştiri getiriyor. Olduğu kesin olan ama kabullenilmesi ya da fark edilmesi güç olan noktalara giriyor. Özümüzde varolan bencilliğimizi dışavuruyor. Yer yer simgesel anlatımlarla yer yer de direkt olarak söylüyor derdini. Film ülkemizde "Deccal" ismiyle gösterime girdi. Çok fazlaca bir yorumu öncesinde yapmaktansa şu şekilde bir açıklamaya yeltenmeyi daha uygun buluyorum:
* Deccal, ahir zamanda farklı inançlara göre Mesih'in veya Mehdi'nin ikinci kez yeryüzüne gelmesinden önce insanlığın dini inançlarını kullanıp saptırarak kötülüğe ve sapkınlığa yönelteceğine inanılan düşünce yada varlık. Hadislere göre, Deccal kıyamete yakın bir zamanda Mesih'in dünyaya zuhurundan önce Allah tarafından insanları kötü yola ve imansızlığa çağıran, Âdem ile kıyamet arasındaki vakitte Allah'ın yeryüzüne gönderdiği en büyük fitnedir."
O halde benim anladığım kadarıyla antichrist ya da deccal nasıl telaffuz edersek edelim bahsedilen kötülük insanı şehvetinin kurbanı yapacak bir kötülüktür. İnsanoğlunun da şehvetinin kurbanı olduğunu itiraf edersek herkesin içinde bir deccal var o halde. Trier içi boş olmayan bir söylevin derdinde. O ya da bu şekilde pek kayıtsız kalınamayacak bir filmle yine aklımızı bulandırabilmeyi başarmış.
_________________________________________________
* wikipedia
Yönetmen: Lars Von Trier
Oyuncular: Willem Dafoe, Charlotte Gainsbourg
Görüntü Yönetmeni: Anthony Dod Mantle